Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 5 Kasım 1925 tarihinde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ( Ankara Hukuk Mektebi) ‘nin Açılışında Yapmış Olduğu Konuşma

GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN 5 KASIM 1925 TARİHİNDE ANKARA ÜNİVERSİTESİHUKUK FAKÜLTESİ’NİN (ANKARA HUKUK MEKTEBİ’NİN)AÇILIŞINDA YAPMIŞ OLDUĞU KONUŞMA

  A t a t ü r k’ün kendine özgü, son derece etkili ve ayrıca edebî bir üslu­bu vardır. Bu nedenle, Fakültemizin açılışıyla ilgili söylevini ilkönce ay­nen, sonra da bugünkü Türkçemizle aktarmayı uygun bulduk. Her Türk hukukçusunun okuması gereğine inandığımız bu söylevin, yalnız bugü­nün Türkçesiyle verilirse, ifade ve çarpıcılık özelliklerini yitirebileceğini düşündük. Orijinal metnin içindeki eski kelime ve deyimlerin parantez açılarak anlamlarını vermenin ise, okuma kolaylığını ve anlama olana­ğını sınırlayacağını hesapladık. Önce ilk orijinal metin, anlaşılmadığı takdirde, bugünün Türkçesine uyan metin okunmalı kanısındayız.

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın tarihsel söylevi aynen şöyledir.
«Huzzâr-i kiram! Cumhuriyetin merkez-i idaresinde bir Hukuk Mek­tebi açmak vesilesi bugünkü içtimaimizi ihzar etmiş bu­lunuyor. Bugün şahit olduğumuz, hâdise, yüksek memur ve mütehassıs âlimler yetiştirmek teşebbüsünden daha büyük bir ehemmiyeti haizdir. Senelerden beri devam eden Türk İnkilâbı, mevcudiyetini ve zihniyetini, hayat-ı içtimaiyenin mebnâsı olan yeni esasat-i hukukiyede tesbit ve teyit etmek çaresine tevessül etmiştir.Türk İnkilâbı nedir? Bu inkilâp, kelimenin vehle­ten ima ettiği ihtilâl manasından başka, ondan daha vâ­si bir tahavvülü ifade etmektedir. Bu günkü Devletimi­zin şekli, asırlardan beri gelen eski şekilleri bertaraf eden en mütekâmil tarz olmuştur.Milletin, idame-i mevcudiyet için efradı arasında dü­şündüğü rabıta-i müştereke, asırlardan beri gelen şekil ve mahiyetini tebdil etmiş, yani millet, dinî ve mezhebi irtibat yerine, Türk milliyeti rabıtasiyle efradını topla­mıştır.Millet, beynelmilel umumî mücadele sahasında sebeb-i hayat ve sebeb-i kuvvet olacak ilim ve vasıtanın ancak muasır medeniyette bulunabileceğini, bir hakikat-i sabite olarak umde ittihaz eylemiştir.Velhasıl efendiler, millet saydığım tahavvülat ve inkılâbatın tabii ve zarurî icabı olarak idare-i umumiyesinin ve bütün kanunlarının ancak dünyevi ihtiyacattan mülhem ve ihtiyacın tebeddül ve tekâmülüyle mütemadi­yen tebeddül ve tekâmül etmesi esas olan dünyevi bir zihniyet-i idareyi mabihülhayat addeylemiştir.Eğer yalnız altı sene evvelki hatıratınızı yoklarsanız Devletin şeklinde, efrad-ı milletin rabıta-i müşterekesinde, medar-i kuvvet olacak tarîk-i medeniyetin takibinde, vel­hasıl bütün teşkilât ve ihtiyacatını istisnad ettirdiği ah­kâm nokta-i nazarından büsbütün başka esaslar üze­rinde bulunduğumuzu tahattur buyurursunuz. Altı sene zarfında büyük milletimizin cereyan-ı hayatında vücuda getirdiği bu tahavvülat herhangi bir ihtilâlden çok faz­la, çok yüksek olan en muazzam inkılâbattandır.Çok milletlerin halâs ve itilâ mücadelesinde mütehevvir oldukları görülmüştür. Fakat bu tehevvür Türk Milletinin şuurlu tehevvürüne benzemezBahsettiğim büyük inkılâp yolunda Türk Milletinin şimdiye kadar sarfettiği mesai; dahilî ve haricî erbab-i kasda karşı yorulmaz, yıpranmaz mücadeleler içinde ve bizzat irade-i milliyenin mukavemet perendaz tatbikatı sahasında ve erbab-ı hukuk elinde bulunan kanunların ve müdevvenatın vücudundan kasden tecahül ederek ev­velemirde Türk Millet ve Devletinin yeni şekli mevcudi­yetini bilamel meydana çıkarmak uğrunda geçmiştir. Şimdi vücuda gelen bu büyük eserin zihniyetini, ihtiyacatını tatmin edecek yeni esasat-i hukukiyeyi ve yeni er­bab-i hukuku vücuda getirmek için teşebbüs almağa za­man gelmiştir.
  Zannederim ki, Ankara Mekteb-i Hukuku ile, Cum­huriyet hukukunu yalnız zahirî ve lâfzı şekliyle değil, fakat şuurı ve izıanı mahiyetiyle, kanunlarıyla ve erbab-ı hukukiyle izah edecek ve müdafaa edecek tedabire te­vessül etmiş oluyoruz. Cumhuriyet Türkiye’sinde eski kavaid-i hayat, eski hukuk yerine yeni kavaid-i hayatın ve yeni hukukun kaim olmuş bulunması, bugün gayrikabili tereddüt bir emrivakidir. Bu emrivaki sizin kitaplarınızda ve mabihüttatbik olacak kanunlarımızda ifade ve izah olunacaktır.
Talebe Efendiler ve Hukuk Müntesibi Efendiler!

Yeni hukuk esaslarından, yeni ihtiyacatımızın talebettiği kanunlardan bahsederken ‘her inkılâbın kendisine mahsus müeyyidesi bulunmak zaruridir’ hikmetine, yal­nız bu hikmete işaret etmiyorum. Beyhude bir sistem temayülünden nefsimi tahzir ederek, fakat Türk milleti­nin muasır medeniyetin vasıflarından ve feyizlerinden müstefid olmak için lâakal üç yüz seneden beri sarfettiği gayretlerin ne kadar elemli ve ıstıraplı mevani karşı­sında heba olduğunu kemal-i teessür ve intibahla göz önüne alarak söylüyorum. Milletimizi inhitata mahkûm etmiş ve milletimizin feyyaz sinesinde devir devir eksik olmamış olan erbab-i teşebbüsü, erbab-i cehd ve himmeti, en nihayet meftur ve münhezim etmiş olan menfi ve kaahir kuvvet, şimdi­ye kadar elinizde bulunan hukuk ve onun samimi muakipleri olmuştur. Belki ağır ve cesurane olan müşahede-i tarihiyemin güzide heyetiniz içinde ve Hükûmet-i Cumhuriyyenin bugün hizmetlerinden istifade etmek­te bulunduğu kıymetli memurlar ve hâkimlerimiz için­de, kimsenin hayretini mucip olmıyacağına eminim. Bu­nunla beraber biraz daha izah-ı meram için müsaade buyurmanızı rica ederim. Beynelmilel umumi tarihin cereyanında Türklerin 1453 zaferini, yani İstanbul’un fet­hini tasavvur buyurunuz. Bütün bir cihana karşı İstan­bul’u ebediyen Türk camiasına mal etmiş olan kuvvet ve kudret takriben aynı senelerde icad edilmiş olan mat­baayı Türkiye’ye kabul için erbab-ı hukukun meş’um mukavemetini iktihama muktedir olamamıştır.
Köhne hukukun ve müntesiplerinin matbaanın memleketimize girmesine müsaade etmeleri için üçyüz sene müşahede ve tereddüt etmelerine ve leh ve aleyhte pek çok kuvvet ve kudret sarf etmelerine iztırar hasıl olmuştur.

Eski hukukun çok uzak ve çok eski ve kuvve-i ihyaiy’esi ma’dum bir devrini ve müntesiplerini intihap etti­ğime zahip olmayınız. Eski hukukun ve onun müntesiplerinin yeni devre-i inkilabiyemizde bizzat bana ika et­tikleri müşkülâttan misâl getirmeğe kalksam sizi tasdi etmek tehlikesine maruz kalırım. Fakat bilesiniz ki, Tür­kiye Büyük Millet Meclisinin âvan-i teşekkülünde ânın bu­günkü mahiyet ve vaziyetini esasat-i hukukiyeye ve esasat-i ilmiyeye münafi addedenlerin başında meşhur hukukşinaslar bulunuyordu. Büyük Meclis’de hâkimiyetin bilâkaydü şart millette olduğunu ifade eden kanunu tek­lif ettirdiğim zaman, bu esasın Kanun-i Esasi-i Osmaniye mugayeretinden dolayı muarız bulunanların başında yine eski ve fazilet-i ilmiyesi ile milleti iğfal eden maruf hukukşinaslar bulunuyordu.
Muhterem Efendiler! Hattâ Cumhuriyet ilân olunduktan sonra vukua gelen feci bir hadiseyi de enzar-i intibahımız önünde canlan­dırmak isterim. En büyük mamuremizin bu memleket­te belki Avrupa’da tahsil etmiş yüksek mütehassıslardan mürekkep Baro Heyeti, alenen hilafetçi olduğunu ilân eden ve ilân etmekle iftihar duyan birisini seçip kendi­sine reis intihap eylemiştir. Bu hâdise köhne hukuk er­babının Cumhuriyet zihniyetine karşı derunî ve hakiki olan vaziyet ve temayülünü ifadeye kâfi değil midir? Bü­tün bu hâdisat erbab-i inkilâbın en büyük fakat en sinsi hasm-ı canı, çürümüş hukuk ve onun bîderman müntesipleri olduğunu gösterir. Milletin hummalı inkılâp hamleleri esnasında sinmeğe mecbur kalan eski ahkâm-i kanuniye, eski erbab-i hukuk; erbab-i himmetin nüfuz ve âteşi ya­vaşlamağa başlar başlamaz derhal canlanarak inkılâp esaslarını ve onun samimî muakkiplerini ve onların aziz mefkurelerini mahkûm etmek için fırsat beklerler. Bu fırsat eski kanunların mevcudiyeti ve eski esasat-i hukukiyenin mer’iyeti ile ve eski zihniyetini derunî ve kalbi ola­rak muhafazada mütemerrit hâkimlerin ve avukatların mevcudiyetiyle müemmendir.

Bugünkü hukukî faaliyetlerimizin esbabını izah etmiş oluyorum ümidindeyim.
Büsbütün yeni kanunlar vücuda getirerek eski esasat-i hukukiyeyi temelinden kal’ etmek teşebbüsündeyiz. Ve yeni esasat-i hukukiye ile elifbasından tahsile başlıyacak bir yeni hukuk neslini yetiştirmek için bu müessesatı açıyoruz. Bütün bu icraatta mesnedimiz milletin is­tidat ve kabiliyeti ve irade-i kat’iyesidir. Bu teşebbüslerde arkadaşlarımız, yeni hukuku, bizimle beraber, bahset­tiğim mahiyette anlamış olan güzide erbab-i hukukumuzdur.

Hayat-i umumiyemizin yeni esasat-i hukukiyesi nazarî ve tatbikî sahada tecelli ve tahakkuk edinceye kadar geçecek zamanı temin eden bizzat Milletimiz ve onun inkılâbındaki yorulmaz ve yıpranmaz kuvvet olacaktır.
Talebe Efendiler.

Yeni Türk Hayat-i içtimaiyesinin bâni ve müeyyidi olmak iddiasiyle tahsile başlayan sizler; Cumhuriyet dev­rinin hakikî ülema-i hukuku olacaksınız. Bir an evvel yetişmenizi ve arzu-i milleti fiilen tatmine başlamanızı Millet sabırsızlıkla beklemektedir. Sizi yetiştirecek olan profesörlere terettüp eden vazifeyi hakkiyle ifa edecek­lerine eminim.
Cumhuriyetin müeyyidesi olacak bu büyük müesse­senin küşadında hissettiğim saadeti hiç bir teşebbüste duymadım ve bunu izhar ve ifade etmekle memnunum.»

Bu söylevi şimdi, dili oldukça eskidiği için, günümüz Türkçesine göre tekrar verelim: «Sayın Dinleyenler,Cumhuriyetin yönetim merkezinde bir Hukuk Okulu açmak vesilesi bugünkü toplantımızı hazırlamış bulunuyor .Bugün tanık bulunduğumuz olay, yüksek memur ve uzman bilginler yetiştirme girişiminden daha büyük bir önemi haizdir. Yıllardan beri süren Türk Devrimi, varlığını ve zihniyetini toplumsal yaşamın temeli olan yeni hukuk esaslarında saptamak ve güçlendirmek çaresi­ne inanmıştır.Türk Devrimi nedir? Bu devrim, kelimesinin ilkönce işaret ettiği ihtilâl anlamından başka, ondan da­ha geniş bir değişmeyi ifade etmektedir. Bugünkü Dev­letimizin şekli, yüzyıllardan beri gelen eski şekilleri bir yana iten en gelişkin biçim olmuştur.Ulusun varlığını sürdürmesi için bireyleri arasında düşündüğü ortak bağ, yüzyıllardan beri gelen biçim ve niteliğini değiştirmiş, yâni ulus, dinsel ve mezhepsel bağ yerine, Türk ulusçuluğu bağı ile bireylerini toplamıştır.Ulus, uluslararası genel savaşım alanında yaşam ne­deni ve güç nedeni olacak bilim ve aracın ancak çağdaş uygarlıkta bulunabileceğini, bir değişmez gerçek olarak ilke saymıştır.Kısacası, baylar, ulus saydığım değişiklik ve dev­rimlerin doğal ve zorunlu gereği olarak genel yönetimi­nin ve bütün kanunlarının ancak dünyasal gereksinmeler­den esinlenmek ve gereksinmenin değişmesi ve gelişme­siyle durmadan değişmesi ve gelişmesi esas olan dünya­sal bir anlayışı, yaşamı yöneten neden saymıştır.Eğer yalnız altı yıl önceki anılarınızı yoklarsanız, dev­letin biçiminde, ulus bireylerinin ortak bağlarında güç kaynağı olacak uygarlık yolunun izlemesinde, kısacası; bütün Örgüt ve gereksinmelerini dayandırdığı hükümlerin görüş noktasından büsbütün başka esaslar üzerinde bulunduğumuzu anımsarsınız. Altı yıl içinde büyük ulusu­muzun yaşamının akışında yaptığı bu değişiklik herhangi bir ihtilâlden çok fazla, çok yüksek olan en büyük devrimlerdendir. Çok ulusların kurtuluş ve yükselme savaşımında, sonunu düşünmez derecede coşkun oldukları görülmüştür. Fakat bu gözü dönmüşlük,Türk ulusunun bilinçli coşkunluğuna benzemez.Sözünü ettiğim büyük devrim yolunda Türk ulusu­nun şimdiye kadar sarfettiği çalışma, içteki ve dıştaki kö­tü niyetlilere karşı yorulmaz, yıpranmaz savaşımlar için­de ve doğrudan doğruya ulusal iradenin karşı gelinemez uygulaması alanında ve hukukçular elinde bulunan yasa­ların ve diğer kuralların varlığından bilinçli olarak, haber­siz gibi gözükerek, her şeyden önce Türk ulus ve dev­letinin yeni varlık biçimini uğraşarak ortaya çıkarmak uğrunda geçmiştir. Şimdi ortaya çıkan bu büyük eserin anlayışını, gereksinmelerini tatmin edecek yeni hukuk esaslarını ve yeni hukukçuları var etmek için girişimde bulunmaya zaman gelmiştir.Sanırım ki, Ankara Hukuk Okulu ile Cumhuriyet Hukukunu yalnız dış görünüş ve kelime anlamı biçimin­de değil, fakat bilinçsel ve anlamsal niteliği ile, yasala­rıyla ve hukukçularıyla açıklayacak ve savunacak tedbir­leri almaya girişmiş bulunuyoruz.Cumhuriyet Türkiye’sinde eski yaşam kuralları, eski hukuk yerine yeni yaşam kurallarının ve yeni hukukun geçmiş bulunması bugün hiç duraksamadan kabul edile­cek bir olup – bittidir. Bu olup – bitti sizin kitaplarınızda ve uygulanma değeri olacak yasalarınızda belirtilecek ve açıklanacaktır.
Öğrenci Baylar ve Hukukçu Baylar!
  Yeni hukuk esaslarından, yeni gereksinmelerimizin, zorunlu olarak istediği yasalardan söz ederken ‘her dev­rimin kendine özgü yaptırımı bulunmak zorunludur’ gerçeğine, yalnız bu gerçeğe işaret etmiyorum. Boşuna bir çıkışma eğiliminden kendimi uzak tutarak, fakat Türk ulusunun çağdaş uygarlığın niteliklerinden ve mutluklarından yararlanmak için en aşağı üçyüz yıldan beri sarfettiği çabaların ne kadar elemli ve acı verici engeller karşısında boşa gittiğini tam bir teessür ve uyanıklılık­la göz önüne alarak söylüyorum.

Ulusumuzu düşmeye mahkûm etmiş ve ulusumuzun verimli bağrında dönem dönem eksik olmamış girişim sahiplerini, çaba ve çalışma sahiplerini, en sonunda bıktır­mış ve bozguna uğratmış olumsuz ve yokedici güç, şimdiye kadar elimizde bulunan hukuk ve onun içten izle­yicileri olmuştur. Belki ağır ve cesurca olan tarihsel göz­lemimin, seçkin kurulunuz içinde ve Cumhuriyet Hükü­metinin bugün hizmetlerinden yararlanmakta bulunduğu değerli memurlar ve yargıçlarımız içinde kimsenin hay­retini gerektirmeyeceğine eminim. Bununla birlikte biraz daha, içimden tasarladıklarımı açıklamak için izin ver­menizi rica edeceğim. Uluslararası genel tarihin akışında Türklerin 1453 zaferini, yâni İstanbul’un fethini gözleri­nizin önünde canlandırınız. Bütün bir Dünyaya karşı İstanbul’u sonsuzluğa değin Türk topluluğuna kazandır­mış olan güç ve kudret, aşağı yukarı aynı yıllarda bulun­muş olan basımevini Türkiye’ye kabul için hukukçuların uğursuz direncini kırmayı başaramamıştır.
Eskimiş hukukun ve izleyicilerinin basımevinin yur­dumuza girmesine izin vermeleri için üçyüz yıl gözlem ve duraksamada bulunmalarını ve basımevinin yandaşı ya da karşıcalığı olarak pek çok güç ve kudret sarf etme­lerini gerektirmiştir.

Eski hukukun çok uzak ve çok eski ve yeniden ortaya çıkması gücü olmayan bir dönemi ve o dönemin hukukçularını seçtiğim kanısına kapılmayınız. Eski huku­kun ve hukukçularının yeni devrim dönemimizde doğ­rudan doğruya bana çıkarttıkları zorluklardan örnek getirmeye kalksam, başınızı ağrıtma tehlikesiyle karşılaşı­rım. Fakat bilesiniz ki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş anlarında, onun bugünkü nitelik ve durumunu hukuk esaslarına ve bilim esaslarına aykırı sayanların başında ünlü hukuk bilginleri bulunuyordu. Büyük Mec­liste egemenliğin kayıtsız – koşulsuz ulusta olduğunu belir­ten kanunu önerttiğim zaman, bu esasa Osmanlı Ana­yasasına aykırılığından dolayı karşı çıkanların başında yine eski ve bilimsel hünerleri ile ulusu aldatan tanın­mış hukuk bilginleri bulunuyordu.
Sayın Baylar,

Hattâ Cumhuriyetin ilânından sonra olan feci bir ola­yı da uyanık bakışlarınızın önünde canlandırmak isterim. En büyük kentimizin bu yurtta belki Avrupa’da öğrenim görmüş yüksek uzmanlardan oluşan Baro kurulu, açık­ça halifeci olduğunu duyuran ve duyurmakla öğünen biri­sini seçip kendisine başkan yapmıştır. Bu olay eskimiş hukuku izleyen eskimiş hukukçuların Cumhuriyet anla­yışına karşı içten ve gerçek olan durum ve eğilimini be­lirtmeye yetmez mi? Bütün bu olaylar, devrimcilerin en büyük fakat en sinsi düşmanının çürümüş hukuk ve onun düzeltilemez hukukçuları olduğunu gösterir. Ulusun ateşli devrim atılımları sırasında sinmek zorunda kalan eski kanun hükümleri, eski hukukçular, iyilik yolunda giden­lerin etkisi ve ateşi yavaşlamaya başlar başlamaz derhal canlanarak, devrim esaslarını ve onun içten izleyicilerini ve onların değerli ülkülerini mahkûm etmek için fırsat beklerler. Bu fırsat eski kanunların varlığı ve eski hukuk esaslarının yürürlüğü ile ve eski anlayışını içten ve yü­reğinde olarak korumada inatçılıkla direnen yargıçların ve avukatların varlığı ile sağlanır.
Bugünkü hukuksal etkinliklerimizin nedenlerini açık­lamış oluyorum umudundayız.

Büsbütün yeni kanunlar yaparak eski hukuk esas­larını temelinden ortadan kaldırmak girişimindeyiz. Ve yeni hukukun esasları ile alfabesinden öğrenime başla­yacak bir yeni hukuk kuşağını yetiştirmek için bu kurum­ları açıyoruz. Bütün bu uygulamada dayanağımız, ulusun işe yatkınlığı ve yeteneği ve kesin iradesidir. Bu girişim­lerde arkadaşlarımız, yeni hukuku, bizimle birlikte, sözü­nü ettiğim nitelikte anlamış olan seçkin hukukçularımızdır.
Genel yaşamımızın yeni hukuksal esası kuram ve uygulama alanında görünüp gerçekleşinceye kadar geçe­cek zamanı sağlayan, doğrudan doğruya ulusumuz ve onun devrimindeki yorulmaz ve yıpranmaz güç olacaktır.

Öğrenci Baylar,
Yeni Türk toplum yaşamının kurucusu ve güçlen­diricisi olmak savı ile öğrenime başlayan sizler, Cumhuri­yet döneminin gerçek hukuk bilginleri olacaksınız..Bir an önce yetişmenizi ve ulusun isteğini eylemsel olarak tatmi­ne başlamanızı ulus sabırsızlıkla beklemektedir. Sizi yetiştirecek olan profesörlerin üzerlerine düşen görevi hakkıyla yerine getireceklerine eminim.

Cumhuriyetin yaptırımı olacak bu büyük kurumun açılışında duyduğum mutluluğu hiçbir girişimde duy­madım ve bunu açığa vurmakla ve belirtmekle hoşnutum.»* * *

A t a t ü r k’ün bu konuşması herhangi bir yoruma yer ver­meyecek derecede açık ve kesindir. O, her şeyden Önce «hukuk»un devlet ve toplum içinde ne kadar önemli ve vazgeçilemez bir öge, hattâ baş öge olduğunu, gerçek bir hukuk bilgini gibi kavramıştır. Toplumları yönetenlerin ve devlet ilkelerine yön verenlerin de hukukçular olduğunu bilmektedir. Eskimiş, sistemsiz ve kendini yenileme olanağından yoksun hukuk ve bunun uygulayıcılarının, Osmanlı Devletini gerileten baş nedenler olduğunu açıkça belirt­miştir.

Bu nedenle, eski sistem içinde yetişmiş hukukçulara güvenememektedir. Yepyeni, uygar esaslara dayanan bir hukuk sistemi kuru­lacak ve bunu, eskiyle ilişkisini kesmiş, yepyeni bir hukukçu ku­şağı uygulayacaktır. Ankara Hukuk Mektebi’nin amacı böylece, yal­nız uzman veya bilim adamı yetiştirmek değil, devrim hukukunu uygulayan, yorumlayan ve yayan hukukçuları yurda salmaktır. An­cak böylece modern hayat koşullarına tüm ulusun alışması müm­kündür. Bu nedenle, Atatürk Ankara Hukuk Mektebîni sıradan bir yüksek okul değil bambaşka ve özel görevi olan bir kurum biçi­minde görmektedir. Konuşmasının sonunda bunu bir kez daha ve içtenlikle belirterek, «bu kurumun açılışında duyduğu mutluluğu hiçbir girişimde duymadığını» söylemektedir. Böylece, Ankara Hu­kuk Mektebi’nin açılışı ile Türk hukuk devrimi gerçek anlamda başlamış olmaktadır.

Aynı gün, Mustafa Kemal Paşa ‘dan sonra konuşan Adliye Vekili Mahmut Esat Bey de eski hukukun belli bir sistemden yoksun olması yüzünden ne denli yetersiz bulun­duğunu, biraz abartmalı, ama bir devrimciye yakışır biçimde, ateşli bir ifade ile belirtmiştir. Bu söylevin de tamamını veriyoruz..

Bu metin, Prof. Dr. Coşkun Üçok tarafından sadeleştiril­miş ve Fakültemiz 40. Yıldönümü Armağanında (s. XXVII-XXIX) yayınlanmıştır.

Cevap bırak

Sizin cevabınız: